Türkiye Nüfusunun Tarihsel Gelişimi

Nüfus, nicel olarak düşünüldüğünde ülkeler için en önemli bir kaynaktır. Bir ülke gelişmiş ve insan sayısı fazla ise o ülke ekonomik anlamda güçlüdür ancak günümüzde dünya ülkelerinin durumu da göz önüne alındığında bu durumun pek mümkün olmadığı görülür.

Geri kalmış ülkelerde nüfusun fazla olması ülke ekonomisine bir yük oluşturur. Sanayileşmiş ülkeler için çalışma çağında genç nüfus önemlidir çünkü bu ülkelerde fabrikalarda çalışacak iş gücü genç nüfustan karşılanır. Bazı dönemlerde sanayileşmiş ülkeler iş gücü ihtiyacını nüfus artış hızı yüksek olan geri kalmış ülkelerden temin etmişlerdir. Bir ülkenin nüfus artışını ve gelişimini izlemek için belli aralıklarla nüfus sayımı yapılır.

Nüfus sayımı ile elde edilen parametreler nüfusun bir önceki yıla göre olan değişimini gösterir. Ülkemizde yapılan ilk nüfus sayımları Osmanlı Dönemi’ne kadar gitmektedir. Nüfus yapımızın tarihsel gelişimini dönemlere ayırarak inceleyebiliriz.

Birinci Dönem (Cumhuriyet Öncesi Dönem)

Cumhuriyet öncesi bu dönemde nüfus kayıtlarının düzenli tutulması Osmanlı Devleti zamanında başlamış günümüze kadar devam etmiştir.

Özellikle Fatih Sultan Mehmet döneminde tutulan tahrir defterlerindeki kayıtlar sayesinde o dönemdeki toplam nüfusa ulaşabiliriz ancak gerçek anlamda ilk sayımlar II. Mahmut döneminde 1831 yılında yapılan sayımlardır. Bu sayımlar sonucunda Osmanlı tebası içinde ne kadar asker ve vergi yükümlüsü vatandaş var ise sayısal olarak tespit edilmiştir.

Anadolu üzerinde 7-7.5 milyon insan yaşadığı belirlenmiş ayrıca bu sayı 1844 yılında Sultan Abdülmecit döneminde yapılan nüfus sayımı ile 10 milyona kadar çıktığı tespit edilmiştir. 1914 yılına gelindiğinde ise Anadolu toprakları üzerinde yaşayan nüfusun 16 milyona çıktığı görülür.

İkinci Dönem (1927-1950 Dönemi)

1923 yılında cumhuriyetin ilan edilmesinden sonra, ülkenin ekonomik anlamda güçlenmesi için kalkınma planlarının hazırlanmasına başlanmıştır.

28 Ekim 1927 tarihinde nüfusun miktarı, nüfusun ülke yüz ölçümüne dağılışı, kırsal ve kentsel nüfus sayısını belirlemek amacı ile nüfus sayımı yapılmış ve bu sayım sonucunda 13,6 milyon kişinin Anadolu toprakları üzerinde yaşadığı tespit edilmiştir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında nüfus istatistiklerini tutan kurum Merkezî İstatistik Müdüriyet-i Umumiyesidir. (İzbırak,1996:382) ancak 2005 yılında bu kurumun adı Devlet İstatistik Enstitüsü olarak değişmiş, günümüzde ise Türkiye İstatistik Kurumu olarak varlığını devam ettirmektedir.

İkinci nüfus sayımı ise 1935 yılında yapılmış ve sayım sonucunda mübadele yoluyla Anadolu’ya gelen göçmenlerle ülke nüfusunda %28,9 oranında bir artış sağlanmıştır. 1939 yılında Hatay’ın ana vatana katılmasıyla genişleyen ülke sınırları içinde yaşayan insan sayısında net artışlar meydana getirmiştir. 1990 yılına kadar ülkemiz nüfusunu tespit etmek amacı ile her beş yılda bir nüfus sayımı yapılmıştır. 2007 yılından itibaren ise adrese dayalı e-sistem üzerinden yapılan sayımlarla güncel nüfus verilerine ulaşmak artık daha kolay hâle gelmiştir.

II. Dünya Savaşı’nın başladığı 1940-1945 yılları arasında ülkemizde iki milyona yakın erkek nüfus silah altına alınmıştır. Savaş yıllarında evlenmelerin azalması nüfus artış hızının düşmesine neden olmuştur. Sağlık hizmetleri henüz yeterince gelişmediği için salgın hastalıklardan ölen nüfus da artış hızının azalmasının başka bir nedenidir.

Üçüncü Dönem (1950-1960 )

1950 yılından sonra başlatılan çalışmalar sonucunda ülkenin ekonomik yönden kalkınması ve refah seviyesinin yükselmesi için tarım, sanayi ve ulaşım alanında bazı hamleler yapılmış ve özellikle tarım sektörü için dev bir adım olan makineli tarıma geçiş, bir çok ailenin kırsal yerlerden kentlere doğru göç etmesinde etkili olmuştur.

1955-1960 yılları arasında Türkiye nüfusu %2,9’luk artış oranı en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Bu duruma II. Dünya Savaşının bitmesi ve seferberlik hâlinin sona ermesi etkili olmuştur. Daha sonraki yıllarda yoksulluğun azalması savaşın izlerinin yavaş yavaş ortadan kalkması, salgın hastalıklara karşı sağlık hizmetlerinin gelişmesi de eklenince ülke nüfusunda tekrar artışlar görülmüştür.

Dördüncü Dönem ( 1960-1980 )

1960’lı yıllar Avrupa devletlerinin gelişen sanayileri için işçi aradığı yıllardı. Özellikle Almanya yurt dışından iş gücüne en çok ihtiyaç duyan ülkelerin başında gelmekteydi.

Giderek azalan doğum oranları ve artan sanayileşme ülkede çalışacak iş gücünün yeterli sayıda olmaması bu sorunu ortaya çıkarmıştır. O yıllarda Anadolu’daki pek çok şehirde işsizlik temel sorun olduğu için Almanya, Fransa ve Hollanda gibi Avrupa ülkelerine çalışma amacıyla giden işçi göçleri yaşanmıştır. Bu dönemde ülkemiz nüfusu tekrar azalma eğilimi göstermiş ve süreç içinde beş yıllık kalkınma planları hazırlanarak ekonomik kalkınma hedeflerinin yanında nüfusun niteliğini artırma ve nüfus artış hızını dengede tutma amaçlanmıştır.

1965 yılından itibaren yapılan nüfus planlanma çalışmaları ile hızlı nüfus artışının önüne geçilmesi için tedbirler alınmış, özellikle kırsal yerlerdeki sağlık ocaklarında aile planlaması hakkında bilgilendirme seminerleri yapılmıştır.

Beşinci Dönem ( 1980 Sonrası )

Bu dönemde artan şehirleşme, kadının çalışma hayatı içinde yer alması, eğitim seviyesinin yükselmesi ve aile yapısının geniş aileden çekirdek aileye doğru geçmesi gibi sebepler, nüfus artış hızında küçük de olsa düşmeler yaşatmıştır.

Örneğin, 1955 yılında % 2,9 olan artış oranı 1985’te % 2.5 inmiştir. Nüfus artış hızındaki bu azalma 1990 yılında iyice belirginleşerek % 2.0 olarak kayıtlara geçmiştir. 1980-1990 yılları arasında gurbetçi işçilerin bir kısmı yurda kesin dönüş yapması sonucunda ülke nüfusunda belirgin artışların yaşanmasına neden olmuştur.

Türkiye nüfusu, uygulanan bu politikaların neticesinde artış hızında azalmalar olsa da hâlâ genç ve dinamik bir yapıya sahiptir.

1927 yılından günümüze gelinceye kadar nüfus değişimini şöyle özetleyebiliriz:

  • Nüfusumuz giderek artmakta ve son nüfus verilerine göre nüfusmuz 79 milyon 814 bin 871 kişiye ulaşmıştır.
  • Eğitim düzeyi geçmişten günümüze gelinceye kadar yükselmiştir.
  • Kentsel nüfus kırsal nüfusun önüne geçmiştir.
  • Sağlık koşullarının iyileşmesi, ortalama yaşam süresini uzatmıştır.
  • Erkek nüfus oranı kadın nüfus oranından fazladır.
  • İç ve dış göçler birçok nedene bağlı olarak yaşanmıştır.

Kaynak: Coğrafya -4 / Yazar: Hülya YAVUZ

Yorum yapın