Türk Kültürünün Yayılış Alanları ve Bölgesel Özellikleri

Türk Kültürünün Yayılış Alanları ve Bölgesel Özellikleri

21 Nisan 2020 0 Yazar: Coğrafyacı

Türk kültürü dediğimizde geçmişten günümüze gelinceye kadar Türk milletinin sahip olduğu değerler bütünüdür. Türk kültürü dünya tarihi içinde en eski kültürler arasında yer alır. Türk sözcüğü “güç, kuvvet, cesur” anlamlarına gelmektedir. Tarihteki izlerine baktığımızda bu asil milletin kazandığı zaferler ismi ile müsemma olduğunu gösterir. Türk kültürü başka kültürleri etkilediği gibi kendisi de zaman zaman başka kültürlerin etkisi altına girmiştir. Kültürümüzün oluşmasında bulunduğu coğrafi konum ve yüzyıllar boyunca yaşadığı tecrübeler etkilidir.

turk kulturunun yayilis alani

Türk kültürünün doğduğu kültür ocağı Orta Asya’dır. Doğusunda Çin, güneyinde Tibet ve Hint kültür ile komşu olarak uzun yıllar yaşadı. Daha sonra fiziki şartların elverişsiz olması ve siyasi nedenlerden dolayı Anadolu topraklarını yurt edinmek için akınlar düzenlemişlerdir. Anadolu topraklarına giriş yaptıklarında doğuda İran-Pers kültürü, batıda yunan kültürü ve güneyinde ise İslam kültürü ile yakınlaşmış oldu. Bu açıdan bakıldığında Türk kültürünün etrafında birbirinden farklı kültürlerin var olması kendi kültürlerini uzun yıllar koruması açısından önemlidir. Türk kültürünün sahip olduğu karakteristik özelliklerini şu şekilde sıralamamız mümkündür:

☞ Köklü ve eski bir kültür yapısı vardır.
☞ Önceleri konar-göçer yaşam süren Türkler yurt edindikleri yerlerde yerleşik düzene geçmişlerdir.
☞ Tarım, hayvancılık ve ticaret temel geçim kaynağıdır.
☞ Orta Asya kökenli olduklarından karasal hâkimiyeti olan milletlerdendir.
☞ Medeniyetlerin geçiş noktasında olmasından dolayı birbirinden farklı kültürleri etkilemiştir.

Günümüzde Türk kültürünün yaşadığı bağımsız Türk devletlerini sıralayacak olursak;

☞ Türkiye Cumhuriyeti
☞ KKTC
☞ Azerbaycan
☞ Türkmenistan
☞ Kazakistan
☞ Özbekistan
☞ Kırgızistan ve Tacikistan’dır. Bu devletlerin dışında dünyanın birçok yerinde Türklerin varlığından söz edebiliriz.

Türk Kültürünün Maddi ve Manevi Unsurları

a. Devlet Yönetimi

Türklerde devlet yönetim anlayışında merkezî yönetim hâkimdir. Eski Türk devletlerinde ve Osmanlı döneminde devlet tek elden yönetilmiş ancak devlet işlerinde karar almadan önce danışılan meclislerde vardır. O yüzden Türk devletlerinde kağan, ayukı ve kurultay devlet yönetiminde söz sahibidir. Eski Türk devletlerinde devletin başında bulunan kişiye kağan denir ve kağanlara şanyu, yabgu, idikut, ilteber gibi ünvanlar verilirdi. Kut inanışına göre kağana bu görevin tanrı tarafından verildiğine inanılırdı. Kağanın eşine hatun denilirdi. Kağan olmanın şartı hükümdar ailesinden gelmek ve erkek olmaktır. Kağanı, ya kurultay üyeleri seçer ya da baş hatunun en büyük oğlu seçilirdi. Hükümdarlık sembolleri arasında, otağ, taht, sancak, davul, sorguç, kemer, kılıç ve kamçı vardır. Kağanın ailesi ile birlikte kaldığı çadıra otağ denir ve otağda kağanın sancağı dalgalanırdı.

Kağanın görevleri arasında ülkeyi düşmanlardan korumak, ülkede birlik beraberlikve barışı sağlayıp boyları bir arada toplamak, töre kurallarını uygulamak, halkı adaletli ve eşit yönetmek, halkı giydirip doyurmak, refah seviyesini artırmak, ordunun başında sefere gitmek, devlet görevlilerini atamak, savaşa ve barışa karar vermek elçileri göndermek ve kabul etmektir.

Kağanın erkek çocuklarına tigin denirdi. Küçük yaştan itibaren ataman veya tumen adı verilen eğitmenler gözetiminde sancaklarda yönetici olurlardı. Eski Türklerde devlet yönetiminde ayukı denilen bir hükümet bulunurdu ki başındaki kişiye aygucu ya da üge denirdi. Halk arasından seçilirdi ve hanedan üyesi değildir. Devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı meclis, toy ya da kurultay denirdi. Kurultaya kağanın dışında hatun, vezirler, devlet memurları ve boy beyleri ve halkın ileri gelenleri katılırdı. Türk İslam devletlerinde ve Selçuklu zamanında da benzer devlet yönetim anlayışı vardır. Osmanlı Devleti zamanında da benzer devlet yönetim anlayışı benimsenmiştir. Devlet yönetiminde hükümdar ve divan üyeleri etkili olmuştur. Han, hakan, emir, melik, sultan gibi unvanları kullanmışlar. Daha önce kullanılan hükümdarlık sembollerine hutbe, tıraz (hükümdar elbisesi) ve hilat (halifenin gönderdiği eşya) eklenmiştir. Sultan çocuklarına şehzade denir ve lala tarafından eğitilirler. Şehzadeler vakti geldiğinde sancaklara gönderilerek devlet yönetimini öğrenirlerdi. Sultanlar ailesi ile birlikte saray denilen yapılarda yaşarlardı. Saraylarda Harem, Birun ve Enderun denilen mekânlar vardı. Devlet işlerinin görüşülüp karar bağlandığı meclise ise Divan-ı humayun denirdi. Divanda başvezir, vezirler ,defterdar, nişancı, kazasker, kaptanı derya gibi meclis üyeleri bulunurdu. Günümüzde Türk devletleri yani cumhuriyet yönetim anlayışı ile yönetilir. Devletin başındaki kişiye cumhurbaşkanı denir ve cumhurbaşkanı hükümeti kurar.

b. Hukuk Yapısı

Osmanlı döneminde ise hukuk sistemi şeri hukuk kuralları ve örfi hukuk kuralları olarak ikiye ayrılırdı:

Şeri Hukuk: İslam hukuku olup Kuran, sünnet, İcma ve kıyas gibi kaynaklardan çıkarılan hükümlerden oluşurdu.

Örfi Hukuk: Şer’i hukuka aykırı olmamak kaydıyla halkın örf ve adetleri de Fatih Sultan Mehmet döneminde kapsamlı bir kanunname çıkarılmış olsa da en çok kanunların yapıldığı dönem Kanuni Sultan Süleyman dönemidir. Yine Fatih Sultan Mehmet döneminde hazırlanan Kanunname-i Al-i Osman ile örfî hukuk kuralları oluşturuldu. 1800 yıllara gelindiğinde Islahat Fermanı, Tanzimat Fermanı, Senedî İttifak gibi kanunnameler yayımlanmıştır. Osmanlıda davalara kadılar bakardı. Kadıları ise Divanı Hümayun üyesi olan kazaskerler atardı. Cumhuriyet döneminde ise 23 Nisan 1920 tarihinde TBMM’nin açılması ile halk egemenliğine dayanan yeni Türk devleti kurulmuştu. 1921Anayasası ile hâkimiyetin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğu kabul edilmiştir. Böylece monarşi yönetiminden cumhuriyet rejimine geçilmiştir. Bu amaçla hazırlanan ve Avrupa ülkelerinden alınan İsviçre Medeni Kanunu ile Borçlar Kanunu tercüme edilip düzenlenerek yürürlüğe girmiştir. Cumhuriyetin ilk anayasası olan Teşkilat- ı Esasiye 1924 yılında kabul edilen anayasa ile yürürlükten kaldırılmıştır. Sonraki yıllarda önce 1961’de daha sonra 1982 yılında anayasa hazırlanmıştır.

c. Ordu Düzeni

Türklerin tarih boyunca birçok büyük devlet kurmalarının temel etkenlerinden birisi güçlü ordulara sahip olmalarıdır. Bozkır kültürü hâkim olan Türklerde mücadeleci ruha sahip olmaları, ata binme ve ok atmadaki yetenekleri onları savaşçı bir millet olma kimliği kazandırmıştır. Ücretli askerlik sistemi yoktur. Yaya olan askerî birlikler olduğu gibi atlı birlikler de vardı. İlk ordu düzeni Hun hükümdarı Metehan tarafından onluk sisteme göre kurulmuştur. Hükümdar ordusunun başında savaşa gider ve orduyu yönetirdi. Savaşlarda hilal taktiği, kurt kapanı ve sahte ricat gibi teknikler kullanırlardı. Bugün ordumuzda yine onluk sistem kullanılır ancak kullanılan binitler arasında tank, kamyon, jet uçakları, yer alır. Makineli tüfekler, toplar, bomba ve patlayıcılar, uçak savarlar ve roket atarlar ile daha modern dünyanın savunma silahlarını kullanmaktayız.

ç. Dinî İnançlar

Eski Türklerde Gök Tanrı inancı hâkimdi ve Şamanizm bu inancın içinde olan bir takım tören ve ayinlerin düzenlendiği inançtı. Gök tanrı tekti ve en yüce varlıktı. Sonsuz bir hayata sahip ezelî ve ebedî olup kâinatın yaratıcı ve hâkimiydi. Ahiret inancı olan bu dinde iyi insanların cennete kötülerin ise cehenneme gideceklerine inanılırdı. Din adamlarına kam denirdi. Ölen kişi için yuğ törenleri yapılır ve yemekler verilirdi. Ölen kişinin mezarı başına balbal denilen taşlar dikilirdi. Türkler 751 yılında yapılan Talas Savaş’ı sonrasında İslamiyet’i kabul ederek Müslüman bir toplum hâline gelmiştir.

d. Örf ve Âdetler

Türkler Müslüman olduktan sonra kendilerine has Türkmen kıyafetleri giymişlerdir. Giysilerinde daha çok kırmızı ve yeşil renkleri tercih etmişlerdir. Kadınlar geniş elbiseler giyerken takı olarak inci, gümüş ve altın küpeler ile gerdanlık, bilezik ve yüzük kullanmışlardır. Erkekler ise vücuda yapışık dar kıyafetler giyiyorlar başlarına da çene altından bağlanan kırmızı bir börk takıyorlardı. Düğün ve nişan törenlerinde yemekler verir, eğlence düzenlerlerdi. Dinî bayramlar ve festivallerde bir araya gelerek toplumsal hayatı canlı tutarlardı. Türk toplumunun eğlence hayatında müziğin de ayrı bir yeri vardır. Kopuz en çok çalınan çalgılar arasındadır. Osmanlı toplumunda kopuzun dışında başka çalgılarda müzik hayatına girerek zenginleşmiştir. Avcılık, çöğen eğme, kuş uçurma, top kapma en çok tercih edilen sportif etkinlikler arasındaydı. Bunların dışında ata binme, ok atma, yay çekme gibi talimlerin yanında cirit ve güreş gibi bütün Türk dünyasında yaygın olarak yapılan ortak oyunlarda vardır.

e. Dil Yapısı

Türkler Orta Asya’dan göçüp Anadolu’ya yerleşmişler ve sonra Avrupa, Kuzey Afrika topraklarına kadar yayılmışlardır. 13 yy. gelinceye kadar Türk dili eski dönem olarak adlandırılır. Ural-Altay dil ailesine mensup olan dilimiz, geçmişten günümüze gelinceye kadar Kök Türk alfabesini, Uygur alfabesini, Arap alfabesini ve Latin alfabesini kullanmışlardır. Orta Asya’da Türkler doğu ve batı dillerini oluşturmuştur. Doğu dilleri bugün Özbekçe’ye, batı dilleri ise Anadolu Türkçesine dayanmaktadır. Anadolu Türkçesinin içinde Osmanlı Türkçesi ve Türkiye Türkçesini de görmekteyiz. Dilimizde Arapça, Farsça ve Latince kelimeler çok bulunur. Bir dilin kendisini başka dillerden koruması için yabancı kelimelerin dildeki karşılığı tam olarak bulunmalı ve kullanımının yaygınlaşması gerekir.

f. Sanat

Türklerde sanat mimari yapılar ve el sanatları şeklinde kendini gösterir. Sanat, Bizans, İran, Selçuklu ve Osmanlı sanatından etkilenmiştir. Osmanlı devleti mimari olarak en çok etkilendiği devlet Selçuklular olmuştur ancak imparatorluğun ilerleyen zamanlarında kendi mimari üsluplarıyla tarihe damgasını vurmuştur. Mimari yapılarda dinî inançlar önemli olmuştur. Daha çok cami, medrese, çeşme, kervansaray, köprü, han ve bedestenler (çarşı), saray ve köşkler yaptırmışlardır. Anadolu’da ve dünyanın değişik yerlerinde Türklere ait çok sayıda mimari eserle karşılaşabiliriz.

Bosna –Hersek’te bulunan ve savaş sırasında yıkılan Mostar Köprüsü; Kahire’deki Tolunoğlu Cami ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa Cami; Semerkand’da, Şirdar Medresesi ve Anadolu’daki yüzlerce yapıyı örnek olarak verebiliriz. Osmanlı devletinde birçok esere damgasını vuran ve adını kültürümüze kazıyan ünlü mimar başı, Mimar Sinan’dır. Selimiye Cami, Süleymaniye Cami, Şehzade Cami, Mihrimah Sultan Cami ve daha birçok eserde onun imzası vardır. Hat, ebru, tezhip, çinicilik, oymacılık ve ahşap işçiliği gibi süsleme sanatlarını mimari eserlerde kullanmışlardır.

Türk kültüründe el sanatları oldukça gelişmiştir. Dokumacılık, bakır işlemeciliği, ağaç işleri, cam işleri yaygın olarak yapılmaktadır. Sanayileşmeyle seri üretim artmış ve bu el sanatlarının önemini yavaş yavaş ortadan kalkmaktadır. İslamiyet inancında resim ve heykel yapmanın yasak olması minyatür sanatını geliştirmiştir ancak Cumhuriyet Döneminde fonetik (görsel) sanatların öne çıkması minyatür sanatının gerilemesine neden olmuştur. Eski Türkler zamanında kalma Orhun Anıtları, destanlar, Dede Korkut Hikâyeleri ve Osmanlı zamanındaki birçok yazma eser edebî anlamda kültürel zenginliğimiz ortaya koymaktadır. Cumhuriyet Döneminde ise Beş Hececiler, Garipçiler, Yedi Meşaleciler ve Modern Edebiyat olarak dönemlere ayrılan edebiyatımızda Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Reşat Nuri Güntekin, Peyami Safa, Memduh Şevket Esendal, Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi daha birçok isim Türk edebiyatında eserler vermişlerdir.