İnsanın Doğaya Etkisi, Etkileri

İnsanın Doğaya Etkisi, Etkileri

22 Nisan 2020 0 Yazar: Coğrafyacı

İçinde bulunduğumuz dönem, dünya tarihinin en hızlı ilerleme ve gelişmelerine sahne olmaktadır. Aklını kullanarak büyük buluşlar gerçekleştiren insanoğlu her geçen gün yeni eserler ortaya koymaktadır. Bilgi birikimi ve yaptığı buluşlarla sanayi devrimini gerçekleştirmiş, insan gücünün yerini makine gücü ile çalışan atölye ve fabrikalar almıştır. Gelişen sanayi ile yoğun üretimler gerçekleştirilmekte ve güçlü ekonomiler oluşturulmaktadır. Bütün bu gelişmeler gerçekleştirilirken doğal zenginlik kaynakları da hızla tüketilmektedir.

Sanayi kirliliği

İnsanoğlu, Sanayi devriminin ardından daha büyük bir güce sahip olmuş, o zamana kadar kullanılan teknoloji bambaşka bir çehreye bürünmüş ve çevre üzerindeki yıkıcı etkisini her geçen gün hızla artırmıştır.

Sanayileşme, insanın daha çok üretme ve doğal çevreye egemen olma çabasının bir ürünüdür. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hızla yaygınlaşmaktadır. Sanayi daha çok coğrafi şartların elverişli olduğu yani ulaşımın kolay, doğal kaynakların ve iklimin elverişli olduğu alanlarda yaygınlaşmıştır. Verimli tarım alanlarına kurulan sanayi ve enerji tesisleri doğal ortamın bozulmasına neden olmaktadır. Fabrika bacalarından çıkan zehirli atıkların atmosfere karışması insan sağlığını olumsuz etkilediği gibi yağışlarla birlikte tekrar toprağa, denizlere, göllere ve akarsulara da karışması sonucu bütün canlıları da olumsuz etkilemektedir.

Işık Kirliliği

Işık kirliliği genel olarak yapay ışık kaynaklarının aşırı derecede kullanılması sonucu ortaya çıkan bir kirlilik türüdür. Özellikle büyük şehirlerde güvenlik amacıyla yolların, sokakların ve caddelerin aydınlatılması, park ve bahçelerde, açık alanlarda güçlü aydınlatıcıların kullanılması, bunların yanında, araba farları, mekânlardaki ışıklandırmalar ve bina aydınlatmaları, gökyüzüne yayılan ışık miktarını sürekli artmaktadır. Yaşanan bu kirlilik giderek artan bir sorun hâline gelmekte psikolojik problemlerin ortaya çıkmasına neden olduğu gibi hayvanlara ve çevreye de zarar vermektedir. Yanlış aydınlatmalar gökyüzünün olağan görüntüsünü bozmaktadır. Yapay ışıkların yanlış kullanılması atmosferde bulunan toz taneciklerine ve moleküllere çarparak gökyüzünün doğal fonunu bozmakta parlak bir hâle getirmektedir. Yaşanan bu kirliliğin gece görüşünü bozduğu, güvenlik ve konforu düşürdüğü, insan sağlığına, ekosisteme zarar verdiği ve enerji israfına neden olduğu bir gerçektir.

Radyoaktif Atıklar

Özellikle nükleer enerji üretiminde meydana gelen radyoaktif maddelerin ayrışması sonucunda geriye kalan ürünlerdir. Radyoaktif kirlenmeye neden olan en etkin kaynaklar nükleer enerji santralleri ve silah üreten fabrikalardır. Bu santrallerde meydana gelen radyoaktif atıklar, yaymış oldukları elektronlarla havayı, suyu, toprağı kirletmekte ve bitkilere zarar vermektedir. Böylece besin zinciri yoluyla bu besinleri tüketen hayvanlara daha sonrada insanlara çok kolay ve hızlı bir şekilde geçmesi, radyoaktif kirlenmenin en tehlikeli özelliğidir.

Orman Tahribi

Dünyamızın akciğerleri olan ormanlar bilinçsizce tahrip edilmekte, özellikle yangınlarla her yıl binlerce hektar orman yok olmaktadır. Ormanlarla birlikte birçok canlı türü de zara görmektedir. Tüm canlıların yaşamı için son derece önemli olan ormanlar, iklimi düzenler, insanların ruh sağlığını olumlu etkiler ve doğa sevgisini aşılar. Ülkemizin önemli zenginlik kaynaklarından olan ormanların ülke ekonomisine de birçok katkısı vardır. Topraklarının hatalı işlenmesi, mera ve çayırların bilinçsiz kullanımı, aşırı otlatma vb. sebeplerle oluşan toprak erozyonu, bugün dünyanın birçok bölgesinde olduğu gibi ülkemizde de en önemli çevre sorunlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Ormanları korumak geleceğimizi garanti altına almaktır.

Su Kirliliği

Nüfusun hızla artması beraberinde sanayinin hızla gelişmesine ve kalabalık kentlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla sayıları gün geçtikçe artan sanayi kuruluşlarının katı, sıvı ve gaz atıklarının arıtılmadan doğaya bırakılması, tarım ilaçları ve kimyasal gübrelerin bilinçsizce kullanılması suları kirletmektedir. Kanalizasyon sularının doğaya bırakılması, nükleer atıklar, kimyasal maddeler, asit yağmurları ve çöplerden sızan maddelerde suları kirletmektedir. Kirlilik nedeniyle sudaki oksijen miktarı azalmakta bu durum suda yaşayan canlılara zarar verdiği gibi, kirlenen sular, insanlarda da sağlık sorunlarına neden olmaktadır.

Su kirliliği her geçen gün dünyamızı daha fazla tehdit etmekte çeşitli canlı türlerinin ve biyolojik toplulukların yok olmasına neden olmaktadır. İçindeki zararlı bileşenleri barındıran her türlü atığın yeterli arıtma işlemi yapılmadan havzalara bırakılmasıyla hem yeryüzü suları hem de yer altı suları kirlenmekte ve canlı yaşamını tehdit etmektedir. İnsanlar beslenme ve giyinme ihtiyaçlarını karşılamak için tarımla uğraşmışlardır. Tarım ürünlerini üretme hırsı nedeniyle zirai ilaç kullanımı, aşırı gübre kullanımı, yanlış sulama sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Bir zamanlar dünyanın dördüncü büyük gölü olan Aral Gölü pamuk rekoltesini artırabilmek için Sovyetler Birliği döneminde bilinçsiz ve fazla su çekimi yüzünden çölleşmiştir. Aral Gölü tarih boyunca insan eliyle gerçekleştirilen en büyük doğal afetlerden birisidir. Aral Gölü kırk yıl kadar bir sürede kuruyup çöle dönmüştür. Bir zamanlar teknelerin yüzdüğü göl bugün çorak bir hâl almıştır.

Toprak Kirliliği

Toprak, canlıların beslendiği, barındığı ve üzerinde yaşadığı yerdir. Yaşamın kaynağıdır. Bu sebeple toprak dilimizde, ana olarak vurgulanmıştır. Toprak, tıpkı su ve hava gibi, canlıların yaşaması yani ekolojik dengenin sağlanması ve devamlılığı açısından son derece önemlidir. Toprağın üst tabakası, insanların ve diğer canlıların beslenmesinde temel kaynak olduğu gibi yer altı sularının oluşumuna da zemin hazırlamaktadır. Sanayi için de ham madde kaynağı olan toprak, ekonomiye katkı sağlar. Toprak, maalesef kimyasal atıklarla kirletilmekte ve tarım dışı kullanılmaktadır.

Bitki örtüsünün zarar görmesi de erozyon kaçınılmaz kılmakta ve toprak verimsizleşmektedir. Yurdumuzda erozyonu önlemek, pek çok canlıya barınak oluşturmak, yer üstü ve yer altı sularının kaybını en aza indirmek amacıyla ağaçlandırma projeleri yapılmaktadır.

İnsanoğlunun doğaya verdiği tahribat, doğanın aleyhine dengeyi, iyice bozmaya başlamıştır. İnsanlığın, doğal kaynakları israfı ve doğayı tahribatı karşısında doğanın kendini yenileyebilmesi oldukça zorlaşmıştır. Mevsimlerin değişmesi, buzulların erimesi doğal dengenin bozulduğunun en önemli göstergesidir. Ormanlarımız acımasızca katledilmekte, denizler kirletilmektedir. Soluduğumuz hava zehirle yüklenmekte, kulaklarımız, gözlerimiz ve beynimiz; gürültü, beton ve metal kirliliği ile doldurulmaktadır. Son yıllarda dünyanın çeşitli yerlerinde sel baskınları, aşırı kuraklık, şiddetli rüzgârlar ve öldürücü yaz sıcakları gibi doğal afetler görülmekte ve sayılarla ifade edilemeyecek kadar mal ve can kaybına neden olmaktadır. Bütün bu olumsuzlukların önüne geçmek ve kirliliği önlemek, günümüzün en önemli sorunlarından biri olmuştur.

Toprak kirliliği büyük bir felakettir. Bu kötü gidişe dur demenin yolu ise insanların en kısa zamanda alışılagelmiş düşünce ve davranışlardan vazgeçmesi olacaktır. Yani, insanoğlu kendini yaşatan özü tüketmeden yaşamını sürdürmek durumundadır. Bu yüzden, daha fazla zaman kaybetmeden, yaşanan çevre problemlerine çözüm bulmak için gerekli kanuni düzenlemeler yapılmalıdır. Çevre problemlerinin bugünkü geldiği durum sadece teknolojiyle veya yasalarla çözülebilecek bir problem değildir. Bu noktada çevre eğitiminin önemi ortaya çıkmaktadır. Doğal çevrenin önemini bilmek, bilgilendirmek ve bilinçli, duyarlı vatandaşlar yetiştirmekten geçer. Doğal, tarihî ve kültürel çevreyi, doğayı tahrip etmeden kullanmak, kirlenen, tahrip olan çevreyi geri kazanma konusunda aktif katılım sağlamak, sorunların çözümünde görev almak, bireylerde çevre bilinci oluşturmakla mümkündür. Çağdaş dünyanın insanı, yurduna yararlı bir birey olmak ve dünya vatandaşlığının bilincinde olmak zorundadır.